Skip to content

Paris ‘Doğunun Hıristiyanları’nı ağırlıyor!.

    Paris’teki sergide obje sunumları da bin bir özenle hazırlanmış. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Paris’teki prestijli kültür kurumu Arap Dünyası Enstitüsü, ‘Doğunun Hıristiyanları, 2000 yıllık tarih’ başlıklı bir sergiyle gündemde. Sergi, Batı’dan bakıldığında ‘egzotik’, ‘modası geçmiş’ gibi görünen bir azınlığın bulundukları toplumlarda aslında nasıl önemli bir rol oynadığını da vurguluyor.

Bu habere ilişkin, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu Hayatın Sesleri programında, 9 Ekim 2017 tarihinde canlı yer alan program kaydımı aşağıdan dinleyebilirsiniz:

Bu yazıyı CNN Türk’ün 9 Ekim 2017 tarihli yayınından, farklı fotoğraflarımla okuyabilirsiniz.

Paris Arap Dünyası Enstitüsü, gün ışığına göre açılıp kapanan pencere sistemiyle de adından söz ettirmişti. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Edward Said, rahibe Marie Keyrouz, Halil Cibran ve daha niceleri.. Hepsinin ortak özelliği Arap ve Hıristiyan olmaları. Paris’teki prestijli kültür kurumu Arap Dünyası Enstitüsü 30. kuruluş yıldönümünü Ortadoğu coğrafyasının Hıristiyanlarını konu aldığı, başdöndürücü bir sergiyle kutluyor. Kimi, Avrupa’da ilk kez görücüye çıkan 300’den fazla objeye güncel ve tarihi bilgilerin yer aldığı dijital veri ortamları, duvar yazıları ile eski ve yeni fotoğraflar eşlik ediyor.

Doğu Hıristiyanlığı üzerine her şey!

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

İlk Hıristiyanlık döneminden bu dinin kurucu konsillerine*, Ortadoğu’daki Müslüman fethinden bugünkü yaşama Doğunun Hıristiyanları’nı tarihi, kültürel, sanatsal ve dini açıdan ele alan sergide Mısır, Filistin, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Iraklı hıristiyanlar konu edilmiş. 19. yüzyılda kullanılmaya başlanan ‘Doğunun Hıristiyanları’ tabiri aslında İran ve Türkiye’yi de içine alan geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Zaten sergide Osmanlı dönemine ayrıca yer verilmiş, Antakya ve Mardin’den de örnekler gösterilmiş  ama serginin ana konusu Arap coğrafyası. Bununla birlikte sergide ilk olarak Filistin’de Hz İsa’nın yaşamıyla başlayan bu dinin kökenlerinin, başka coğrafyalara yayılmadan önce Akdeniz ile Fırat arasında, Nil boyunca ve Boğaziçi kıyılarında geliştiği de vurgulanıyor.

Freskler, mozaikler, portreler…

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Doğu Hıristiyanları buradan bakılınca biraz folklorik, biraz egzotik görünen bir azınlık aslında. Serginin bir amacı da bu azınlığın bulunduğu toplumlarda önemli roller taşıdığını, artık eskimiş, demode, geçmişten kalma topluluklar olmadığını vurgulamak.

6. yüzyıl tarihli, Suriye çıkışlı Rabbula İncilleri, yine 6. yüzyıldan Süryanice tezhip süslemeli elyazması dini kitaplar, 3. yüzyıl tarihli ve Suriye kaynaklı freskler, ilk Filistin ve Suriye kiliselerinin mozaikleri, Mısır Baouit manastırından Kıpti rahiplerin portreleri, mezar taşları, hac hatıraları, ikonalar vs. ile bu sergi tarihte bir yolculuk adeta. Çoktanrılı Roma İmparatorluğu’nda yeni bir dinin doğuşuna, bu dinin üç yüz yılda eski tanrıların yerini alışına, rahiplik kurumunun nasıl gelişip önem kazandığına kadar türlü türlü soruların yanıtı var bu sergide. Yunan, Kıpti, Asuro-Keldani, Süryani, Ermeni ve Maruni kileselerinin nasıl ortaya çıktığı ve üzerine kuruldukları teolojik tartışmalar da serginin konusu. Söz konusu kiliselerin ritülleri, azizleri, gelenekleri, kutsal dilleri ve mekanları, mimarileri ile ikonografik temsilleri açısından aralarındaki farklar da sergide tek tek gösteriliyor. Roma’dan sonra Bizans, Müslüman, Osmanlı olmuş, ardından Arap milliyetçi hareketlerini tanımış bölge ayrıntılarıyla işlenmiş.

Şaheserler bir arada!

Beşaret-i Meryem konulu ipek kumaş. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Serginin girişindeki vitirine her biri farklı bir ülkeden gelen altı şaheser yerleştirilmiş. Bunlardan biri Mısır’dan gelme 6. yüzyıl tarihli İncilli St Marco ikonu. İkonun üzerinde Kıptice bir yazı da var. Meryem Ana’ya, hamile olduğunun müjdelendiği ‘beşaret-i Meryem’ sahnesinin bulunduğu kırmızı ipek kumaş ise 600 civarına tarihleniyor, geldiği yer Suriye. Kumaş üzerinde Cebrail beyaz ve altın giysisi, hareket halindeki kanatları ile dikkat çekiyor.

Paris’teki serginin girişindeki vitrinde şaheserler bir arada. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

İlk vitrindeki diğer eserse Ürdün’den gelme, İskenderiye şehrini tasvir eden yer mozaiği. 531 tarihli mozaik, Ürdün’deki Vaftizci Yahya Kilisesi’ne ait. 6.-7. yüzyıl tarihli Süryanice Eski Ahit ise Irak’tan gelme.

Serginin girişine, Hz İsa’nın doğduğu bölgeden hareketle Hıristiyanlığın hangi coğrafyalara yayıldığını gösteren hareketli bir harita da yerleştirilmiş. Amaç, Hıristiyanlığın Doğu’da doğduğunu vurgulamak. Işıklı silindir vitrinler içine yerleştirilmiş lüks kuyum işçiliği örnekleri, vazolar, tabaklar, lambalar, buhurdanlıklar, kadehler hep bu dönemin örnekleri.

Gerçek bir bilgi kaynağı!

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Paris Arap Dünyası Enstitüsü’ndeki sergi, konuya yabancı ziyaretçi için gerçek bir bilgi kaynağı: İlk 4 halifenin hızlı Arap fethi Ortadoğu’ya İslamı yeni din olarak getirir. Bu dönemde Hıristiyanlar inançlarını devam ettirme konusunda serbesttirler ve ‘dhimmis’ yani ‘korunmuşlar’ statüsüyle anılırlar. Gerek halifelik döneminde, gerekse Osmanlı İmparatorluğu döneminde idarede, entelektüel ve sosyal hayatta önemli bir rol oynarlar. Onlar ‘kültürel taşıyıcı’dırlar. Sanatlardaki, mimarideki, zanaattaki yerleriyle bölgedeki yeni medeniyetin, İslam’ın atılımına katkıda bulunup zaman içinde yeni dili de konuşmaya başlarlar. Kiliseleri capcanlı yaşamaya devam eder. 19. yüzyıla gelindiğinde Hıristiyan düşünürleri Arap milliyetçiliğinin uyanışına katılır. Bu düşünürlerin çoğu dinadamı değildir ve her biri sosyal, siyasi, ekonomik, sanatsal ve edebi hayatta önemli rol oynarlar.

Doğu Akdeniz, 6. yüzyıl. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Sergi, yüzyılları temel alarak çeşitli bölümlere ayrılmış. İlk bölümde 1.-6. yüzyıl arası dönem, çeşitli eserler ve tarihi bilgiler ışığında anlatılıyor. Buna göre Hz İsa’nın ölümünden sonra, önce Yahudi ortamında, sonra çoktanrılı topluluklarda Hıristiyan azınlıklar oluşmaya başlıyor. İki yüzyıldan az bir sürede Hıristiyanlık Akdeniz çevresine yayılıyor. Ama özellikle Roma İmparatorluğu’nun doğu kısmında çok gelişiyor. Suriye ve Mısır 3. yüzyılda en çok Hıristiyanlaşmış bölgeler oluyor. Komşu Pers İmparatorluğu yani bugünkü İran ve Irak, Urfa yani eski adıyla Edesse’den hareketle Hıristiyan toplulukların oluşumuna tanık oluyor. Sık sık kıyıma uğradıkları için ‘domus ecclesiae’ yani toplantı evi denen evlerde toplanıyorlar Hıristiyanlar.

Bölgelerin Hıristiyanlaştırılması Aramice ve Roma İmparatorluğu’nun doğusunda en yaygın dil olan Yunanca ile gerçekleştiriliyor. İskenderiye, havari Marc tarafından Hıristiyanlaştırılırken, bu dini Roma’ya havari Pierre ve Paul taşıyor. Paul Antakya’dan, Pierre ise Kudüs’ten yola çıkıyorlar. Pers İmparatorluğu ile Hint İmparatorluğu ise havari Thomas ile iki müridinin işidir. Başta sadece Yunanca olan İnciller ile Tevrat başka dillere, örneğin Süryanice ve Kıptice’ye çevrilmeye başlanır.

Mısır, 11. yüzyıl. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Duvarlarda verilen tarihsel bigilerde teolojik tartışmalardan ortaya çıkan tartışmalar ayrıntılarıyla anlatılıyor. 325’teki İznik, 351’deki İstanbul, 431’deki Efes ve 451’deki Kalkedon yani Kadıköy konsilleri ve ardından doğan ayrılıklar üzerine kurulan farklı kiliselerden tek tek söz edilmiş. Önce 3. yüzyılda Mısır’da, ardından Filistin, Suriye ve Mezopotamya’da gelişen manastır hayatı ve rahiplik kurumu ile 4. yüzyılda önem kazanan azizlik kurumu, azizlerden kalan kutsal emanetleri ziyaretle başlayan hac hareketi de bu bilgiler arasında.

El ele iki din!

Arapça yazılı Vaftizci Yahya tablosundan ayrıntı. Halep, 17. yy. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Serginin 2. bölümü ise 7.-9.yüzyıla, yani Arap fethinden sonraki Doğu kiliselerine ayrılmış. 7. yüzyıldan itibaren Araplar çok geniş alanları fethederler ve art arda gelen halifeleri o bölgelere yerleştirirler. Böylece Roma İmparatorluğu döneminde birleşmiş durumda olan bölge giderek parçalanır, İslam dini devlet dini olur. Çoğu Hıristiyan olan halkların dinlerine, ibadethanelerine, mallarına, kurumlarına dokunulmaz ve ekonomik aktivitelerini devam ettirmelerine izin verilir. Hatta Hıristiyanlar farklı halifeliklerin, prensliklerin ve Müslüman krallıkların idaresinde, entelektüel ve sosyal hayatın içinde önemli yer alırlar. Mısır’da Hıristiyanlar yeni Müslüman iktidarın içine girip, stratejik konumlar edinirler. Örneğin büyük dinadamı Şamlı Jean, Emevi halifesi Abdülmelik’in (646-715) levazım görevlisi olarak çalışır. Abbasi Bağdat’ında Nasuriler doktor ve bilimadamı olurlar, Yunanca’dan Arapça’ya çeviri hareketinde önemli rol alırlar. Hıristiyan ve Müslüman sanatçılar ile zanaatkarlar günlük hayata ya da dine ilişkin objelerin ikonografisinin gelişmesine birlikte katkıda bulunurlar.

Birbirinden etkilenen sanat!.

14. yüzyılda, Mısır’da, İslam etkisinde hazırlanmış Tevrat. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Bu sanatsal etkileşime örnek olarak sergide Hıristiyan ve İslami ikonografiyle süslü bir ibrik görülebiliyor. Yine 13. yüzyıl tarihli ve Suriye’den gelme bir seramik parçası Hıristiyanlığın, içinde bulunduğu İslami ortamdan nasıl etkilendiğine güzel bir örnek. Sergide İslami ortamdaki dini serbestlik özellikle vurgulanmış: Fatimiler döneminde (969-1071) Mısır, Kıptilerin lehinde bir ortamdır mesela. Mimar Katib el Firgani 10. yüzyılda Ibn Tulun Camisi’ni yapar. Doğu Hıristiyanları’nın kiliseleri de İslam hakimiyeti altında gelişmeye devam eder. Çok önemli bir misyoner hareketinin varlığı, çok sayıda manastırın kurulduğu, edebi ve sanatsal üretimin devam ettiği vurgulanan bilgiler arasında.

Resmin önemi!

1722 tarihli bir ikon. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Sergide, resmin bu dindeki önemi de vurgulanmış. İlahi olanın resmi ve temsili 726’dan itibaren tartışma konusu olmaya başlıyor. 787’deki 2. İznik konsülünden itibaren kiliseler resimle kaplanıyor ve kendine ait tarzlar geliştiriyor. 13. yüzyıldan itibaren Lübnan kiliseleri fresklerle süsleniyor. Sergide Bakire Meryem’i temsil eden çok değerli bir Beyrut freski de var.

Diller ve ayin şarkıları: Antakya Ortodoks Süryani Kilisesi’nden bir örnek!

Arap fethini takip eden yüzyıllarda, çoğu Hıristiyan olan yerel halklar giderek Arap dilini kullanmaya başlayıp ayinlerine ve kilise dekorlarına sokmaya başlamışlar. Arapça hızla Yunanca ile Süryanice’nin önüne geçmiş. Sonunda Kıptice 16. yüzyıl civarında yok olmuş. Bununla birlikte Yunanca, Süryanice ve Kıpti dilinde önemli bir edebiyat çıkmış ortaya. Kutsal metinlerin ötesinde Tevrat yorumları, teolojik anlaşmalar, azizlerin hayatı ile ibadet ve ayin kurallarına ilişkin kitaplar bu kültürel mirası zenginleştirmiş. Dini marşlar, şarkı olarak söylenen şiirler bu Doğu edebiyatının kalbi olmuş. Müslümanların fethiyle Arapça yayılmış ve metinler orijinallerinden Arapça’ya çevrilmiş. 10. yüzyıldan itibaren ise doğrudan Arapça yazılmış bir Hıristiyan edebiyatı çıkar ortaya. Kilisesine göre bazen orijinalinden, bazense hem orijinali hem de Arapçası olacak şekilde iki dilden yapılır ayinler. Bugün ayinler genel olarak Arapça’ysa da geleneksel dilin korunduğu da görülür.

13. yy, Mardin. Mardin episkoposu Aziz Yuhannan’dan Mardin Hananya Manastırı’na hediye. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Sergide dairesel olarak hazırlanmış bölüm dini dillere ayrılmış: Kıptice, Süryanice, Yunan ve Arap dillerindeki çok ender elyazmaları Arapça’nın ayindeki önemine dikkat çekiyor. Yine burada örnek olarak gösterilen elyazmalarından biri de 464 civarına tarihlenen, Süryanice bir Tevrat. Kitap Türkiye’den bugünkü Diyarbakır bölgesinden gitme. Doğu Hıristiyanları’nın ayinlerindeki dilleri ile ilahiler de bu bölümde dinlenebiliyor. Onlardan biri de Antakya Ortodoks Süryani Kilisesi korosundan dinlediğimiz Madrosho (Tövbe şarkısı) parçası.

Paris’teki sergiden bir ilahi örneğini aşağıdan dinleyebilirsiniz:

Haçlı seferleri..

Serginin konu başlıklarından biri ise Haçlı seferleri.. 10. ve 13. yüzyıl arası Kutsal Topraklar, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında çarpışmaya sahne oluyor. Doğu Hıristiyanları bu olayların başlıca kurbanıdır çünkü Müslümanlar yerli Hıristiyanların Haçlılarla işbirliği yaptığından şüphe ederler. Haçlılar ise tersine iknadır. Suriye ve Irak’ta Hıristiyanlığın gerilemesi 10. yy’den itibaren iyice artar. Mısır’da, 14. yüzyıldan itibaren din değiştirmeler ve isyanlarla birlikte Kıpti topluluğun marjinal hale geldiği görülür.

Osmanlılar gelince!.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransız Kralı 1. François’a yazdığı mektuptan kesit. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Serginin 3. bölümünün başlıca konusu 15. yüzyıldaki Osmanlı fethi! Böylece Mezopotamya, Suriye ve Mısır’daki Hıristiyanlar Osmanlı İmparatorluğu’na dahil oluyorlar. Bu fethin siyasi ve sosyal altüst olmalar yaratmadığı, yani Hıristiyanlara uygulanan ‘dhimmis’ (korunmuşlar) statüsünün devam ettiği vurgulanmış. İstanbul, Kahire, Halep gibi merkezlerde yeni bir Hıristiyan kültür atılımının yaşandığı, okumuş yazmış bir Hıristiyan burjuvazisinin ortaya çıktığı, ‘dini ya da kamusal yararına inanılan bir eser için bağış sistemi’ olarak özetlenen vakıf sistemiyle Hıristiyan dini ve kültürel mirasının korunduğu altı çizilenler arasında. 1535’te Kanuni Sultan Süleyman ile 1. François tarafından imzalanan ilk kapitülasyonlarla Akdeniz ticari alanının açıldığı, Fransızlar’ın imparatorluktaki Katolik Hıristiyanların çıkarlarının gözeticisi olduğu, Hıristiyan azınlığın, Akdeniz dünyasının Osmanlı gücü altında birleşmesinden faydalandığı, hac yolculuklarının arttığı, Melkitler, Maruniler ve Ermeniler arasında Mısır’dan Avrupa limanlarına ticari alışverişler düzenlendiği de ayrıca belirtilmiş. Yine dönemin fermanlarıyla Hıristiyan hayatının nasıl düzenlendiği, örneğin Fransisken rahiplere Kudüs’te Kutsal Kabir Kilisesi’nin yeniden inşası izni verildiği vurgulanmış. Bu bölümde Kanuni’nin 1. François’a gönderdiği mektup da görülebiliyor.

Atılım çağı

Kutsal Kabir Kilisesi maketi de sergide. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

16. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hıristiyan topluluklar için ekonomik, toplumsal, sanatsal atılımların çağıdır. İkon sanatında konuların seçiminde, ikonografi tarzında Batı’nın büyüyen etkisi, 18. yüzyılda yeni bir Hıristiyan ikon sanatının doğuşunu getirir. Bu ikonların kaynağı Halep’te 17. yüzyılda Hıristiyan tezhip sanatçılarının, ikon ressamlarının, minyatürcülerin ekolleri ve hanedanları çıkar ortaya. Tıpkı ünlü al-Musawwir Hanedanı gibi. Halep tek üretim yeri değildir: Beyrut, Kudüs, Şam ve Kahire de bu harekete katılır. Bu ikonlarda İsa figürünün yanında Arap karakterleri de görülür.

Doğunun Hıristiyanları: Doğu ile Batı arasında kültürel geçişi sağlayanlar

Bu dönem Avrupa’nın da Doğu dillerine ilgi duymaya başladığı dönemdir. Yeni oluşturulmuş üniversite kürsülerinde Hıristiyanlara Arapça öğretimi başlar. Bu Hıristiyanlar basılacak İncillerin Arapça’ya çevrilmesi işine girişirler. Bir baskı makinası Halep’e, ardından Lübnan Dağı’ndaki Choueir Melkit Manatsırı’na gönderilir. 16. yüzyılda Fransız ve İtalyan basımcılar Arap tipografisini elde edebilmek için çözümler bulurlar. 16. yüzyıldan itibaren papalık Doğu Hıristiyanları ile ilgili girişimlerde bulunur; Roma’da kolejler kurulur ve Yunanlılar, Maruniler, hatta Ermeniler gitmeye bu kolejlere gitmeye başlar. Sergide elyazmaları, Eski Ahit örnekleri, çeşitli alfabelerin yazılı olduğu bakır levhalar görülebiliyor. 17. yüzyıl başında Arap karakterleriyle basılmış ilk kitaplardan örnekler de hep bu bölümde.

20.-21. yüzyılda Arap dünyasında Hıristiyan olmak

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Dördüncü bölüm farklı vitrinler içinde görülebilen ünlü dergi ve gazetelerle başlıyor: Al-Hilal, Al Manar, Al Muqtata.. Hepsinin ortak özelliği, o dönemde ortak bir Arap kültürü yaratıp 19. yüzyıldaki Batı dünyasına dayatmak amacını taşıması. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başı Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Hıristiyan halklarda büyük iz bırakır. Travmatik, ekonomik ya da siyasi olayların Ortadoğu haritasını yeniden biçimlendirmesiyle ilk göç hareketleri de başlar. Sürgün ve göç bu toplulukların tarihinin bir parçası haline gelir ve bu durum hafıza, aktarma sorununu da beraberinde getirir. Brigitte Findakly, Wajdi Mouawad gibi sanatçı ve yazarlar eserlerinde bunu dile getirirler. Serginin son bölümü ortak tarih üzerine atılmış kişisel bakışlara ayrılmış.

Kudüste din öğrencileri. Sergide 1898 tarihli bir fotoğraftan ayrıntı.

Bugün Ortadoğu’nun yaşadığı felaketle ortaya çıkan hazin manzara, yağmalanan kiliseler, yakılmış elyazmaları, kırılmış heykellerden de söz ediyor sergi.

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Çağdaş fotoğraf sanatçılarının, söz konusu Arap ülkelerinde yaptıkları fotoğraf çekimleri ile kapanıyor sergi. Bir odanın mahremiyetinde, bir kahvenin etrafında, birbirine aşk sözcükleri söyleyen yeni evli bir çiftin sözlerinde, IŞİD’e karşı Al-Qosh şehrini savunan Hıristiyan milislerin, Şam’daki gençlerin bakışlarında, yıkılmış Maaloula şehrinin yıkıntıları arasında tek bir duygu var sanki:

Her şeye rağmen ayakta durmak ve geleceğe kalmak!..

Sergide çağdaş fotoğrafçıların çalışmaları da var.

Çeşitli konferanslar ve sinema gösterimleriyle zenginleştirilen sergi 14 Ocak 2018’e kadar, pazartesi hariç her gün görülebilir. Adres: Institut du Monde Arabe, 1 Rue des Fossés Saint-Bernard, 75005 Paris

*Konsil: Öğreti ve kilise düzeni ile ilgili sorunları çözümlemek üzere toplanan piskopos ve din bilginlerinden oluşan kurul.

 

 

Paris’teki sergiden diğer kareler:

Arapça Allah yazılı kumaşlar. Mısır, 9.-10.yy. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Comments are closed.