Skip to content

Parisliler göçü Türk yazarın satırlarından seyretti!

Fotoğraf: @la Cie sur le Seuil

Paris, Ulusal Göç Tarihi Müzesi’nde devam eden ‘Welcome’ başlıklı, ‘göç ve göçmen’ olgusunu konu edinen festivalde, Sedef Ecer’in ‘E-passeur’, Türkçe versiyonuyla ‘E-mülteci’ başlıklı oyununu ağırladı. Festival kapsamında iki gece arka arkaya dopdolu salona oynanan oyununun yazarı ve yönetmeni Sedef Ecer’le ve kaçakçı rolünü Türkiye’de Türkçe, burada Fransızca oynayan Fehmi Karaarslan ile konuştum.

Burada kesitler halinde okuyabileceğiniz söyleşinin tümünü CNN Türk’ün 26 Ekim 2017 tarihli yayınından, yine benim imzamla okuyabilirsiniz.

Bu habere ilişkin, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu Hayatın Sesleri programında, 26 Ekim 2017 tarihinde canlı yer alan program kaydımı aşağıdan dinleyebilirsiniz:

Oyunun başında gösterilen filmden:

Paris’teki göç tarihi müzesinin girişinden. @Aslı Ulusoy-Pannuti

Sedef Ecer. @JF Mariotti.

Adı Sedef Ecer. Bir zamanların Yeşilçam sinemasının çocuk oyuncusu. Gerek Türkiye’de gerekse Fransa’da aldığı tiyatro eğitimi sonrası başlayan oyunculuk ve yazarlık kariyeri sayısız başarı getirmiş ona. Öyle ki UNESCO’nun Yaratıcı Kadınlar Sözlüğü’ne bile girmiş. Oyunları Fransızca, Türkçe, Almanca, Lehçe, Ermenice, İngilizce, Yunanca oynanan Ecer’le daha önce Paris’teki Dramatik Yazarlar ve Besteciler Kurumu’nun (SACD) çatısı altında kendi adına düzenlenen gece nedeniyle CNN Türk için konuşmuştum. Dileyenler 3 Mart 2017’de, CNN Türk’te yayımlanan söyleşimizi okuyabilirler.

Ecer’le daha önce de Cumhuriyet Gazetesi’ne ‘Kıyıda’ başlıklı ve yine göç konulu oyunu üzerine konuşmuş, “‘Kıyıda’ kalmışların öyküsü” başlıklı bir yazı yazmıştım.

En can alıcı, dokunaklı konulara dokundurduğu mizahi renk taşıyan kalemiyle seyircisini güldürdüğü kadar ağlatan Ecer’le bu kez Paris Ulusal Göç Müzesi’nde oynanan ‘E-passeur’ oyunu üzerine konuştuk. Oyunun Türkçe ve Fransızca versiyonunda insan kaçakçısı rolünü oynayan Fehmi Karaarslan ile de hem oyun hem de gerek Türkiye, gerekse Fransa’da oyunculuk üzerine söyleştik.

İşte CNN Türk’ün 26 Ekim tarihli yayınında yer alan söyleşimizden kesitler..

Paris’te üç kadın göçmenin sanal izlerinin peşinde..

@Ali Güler

Paris’teki Ulusal Göç Tarihi Müzesi’nde göç ve göçmen olgusunu irdeleyen ‘Welcome’ başlıklı festival, Sedef Ecer’in yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığı ‘E-passeur’ başlıklı oyunu ağırladı. Daha önce İstanbul’da ‘E-mülteci’ başlığıyla Türkçe sahnelenen oyundaki rolünü Fransızca da yorumlayan Fehmi Karaarslan ve Sedef Ecer ile Paris’teki gösterimden sonra konuştuk.

Estelle Meyer 3 kadın karakteri canlandırıyor. @la Cie sur le Seuil

Guatemala’nın dağlarında doğmuş ebe Anaba.. Vietnamlı kuaför Hoa Mi ve Suriyeli arkeolog Zeynab. Her biri farklı nedenlerle ama hep daha iyi bir gelecek umuduyla gurbet yoluna düşmüş üç kadın. Birleşmiş Milletler’in yok olduğu, tüm dünya vatandaşlarının çevre felaketleri ve savaşlar nedeniyle mülteciye dönüştüğü bir dünya onlarınki. Ve bu dünyadaki milyonlarca mülteciyi gözleyip hükmeden, onları elektronik ortamda, sanal medyada bıraktığı izlerden takip eden bir elektronik insan kaçakçısı! Sedef Ecer’in yine toplumsal ve dramatik bir gerçeğe değdirdiği mizahi renkler de taşıyan kalemi, seyircisini hem güldürüyor hem ağlatıyor. Oyun girişine yerleştirilen sergi de çok ilginç: Oyunun başında gösterilen ve Birleşmiş Milletler’in artık yok olduğunu duyuran sunucu görüntüsünün hemen önündeki masaya yerleştirilmiş cep telefonlarıyla, oyunda canlandırılan kadın karakterlerinin Facebook, WhatsApp, Twitter gibi sosyal medya ortamlarında bıraktıkları izleri görebiliyor, oyundan parçaları karakterlerin mesajları ya da başkalarıyla diyalogları halinde okuyabiliyorsunuz.

@JF Mariotti

-Oyunda sosyal medyayı, internet çağını ve bunun göçmenlerin üzerine yansıyışını irdeliyorsunuz. Yazma / oynama sürecinizde sanal dünyayla kendi ilişkinizi de sorguladınız mı?

S.E.: Memleket değiştirmiş her birey gibi benim için de internet doğduğum yere açılan bir pencere. Fransa’ya öğrenci olarak geldiğim 80’li yıllarda Türkiye ile ilişkim annemlerin haftada bir yolladığı ve 15 günde postayla gelen Cumhuriyet gazetesiydi. Hep bayat haber okurduk. Oysa bugün dünyanın her noktasından anavatanınıza 7 gün 24 saat bağlanabiliyorsunuz. Bu da geldiğiniz kültürle ilişkinizi değiştiriyor, içinde yaşadığınız memlekete ‘entegrasyon’ kavramına yepyeni bir anlam yüklüyor. Dolayısıyla elbette çıkış noktam kendi tecrübemdi. Ama ardından yarattığım karakterlerin sanal kimliklerine ve internette bıraktığı izlere yoğunlaşmak için göçmenlerin Facebook, Twitter, WhatsApp, Google vs alışkanlıklarını araştırdım.

Fehmi Karaarslan: Oyunda kurulan dünyanın içine girdikçe, bir oyuncu olarak oradaki dünyayla hesaplaşıp onu oynamaya çalıştıkça, elimdeki telefonla aslında korkunç bir şeyle başbaşa olduğumuzu hissediyorum. Elimizdeki aletin her anımıza tanık olduğu, gizem diye bir şeyin kalmadığı bir araç bu. Sedef’in oyunda yarattığı şey çok güzel: Üç kadın kahramanı elektronik dünyada bıraktıkları izler üzerinden takip ediyoruz..Aslında seyirci orada izleri izliyor. Kaçakçı da artık olmuş bitmiş hikayeleri anlatıyor. Yaşanmış, bitmiş hikayeler ama bir yerlerde, iz olarak asılı kalmışlar çünkü sanal ortamda bir iz bıraktığınızda asla silinmiyor.

(…)

-2009’dan beri iltica ve göç üzerine üç oyun yazdığınızı söylüyorsunuz, bu olaya duyarlılığınız nasıl başladı?

S.E: Duyarlılığım hep vardı, kendi kimliğimden dolayı. Anadilini terkedip oturduğu ülkenin dilinde yazmaya geçmiş birisinin bu konuyla ilgilenmesi doğal. Ama bu dönemde başka konular üzerine de oyunlar yazdım, sadece bu konu üzerine çalıştığım zannedilmesin.

-Oyundan önce iltica, göç olgularıyla ilgili miydiniz?

F.K.: Türkiye’de, Suriyelilerin göçüyle birlikte zaten bunun içindeyiz. İstanbul’da artık bununla yaşıyor, her gün bir sürü drama şahit oluyoruz. Bir süre sonra görmezden geliyorsunuz maalesef. Aslında bu oyun biraz da mercekle bakmayı hatırlattı, yani o görmeyip umursamadığımız şeyi çok yakından gözümüze soktu. Farklı bir gözle bakmak farkındalık kazandırdı. Belki Fransa’da bu göçten daha az etkilendiler. Biz ise 3 milyon Suriyeli mülteci barındırıyoruz ve onlar hayatın her yerindeler. Bir Türk başka, Avrupalı başka yaşıyor bu olguyu. Fransa’da oyundan sonra gelip ağlayan, sarılan seyirciler oluyor. Göç edenlerin kadın olması da çok dokunaklı bir hal uyandırıyor seyircide.

(…)

-Gerek Fransız gerekse Türk oyuncuları nasıl seçtiniz? Neden Fehmi Karaarslan?

S.E. Bütün oyuncularım farklı projelerde birlikte çalıştığım, senelerdir takip ettiğim kişiler. Fehmi oyunculuk eğitimini Fransa’da almış, buranın şartlarını ve seyircisini iyi tanıyan bir oyuncu. Senelerdir birlikte küçük işler yaptık ama hep böyle bir projede birlikte çalışalım diyorduk. Oyunun Türkçe versiyonunu İstanbul Festivali bünyesinde yapmak istediğimde aklıma ilk gelen isimdi. Ardından Fransızca versiyonunu yapacağımı söylediğimde, “Ben bu rolü Fransızca da çıkartırım” dedi ve ben de ona güvendim.

(…)

Fehmi Karaarslan. @la Cie sur le Seuil

-Fransızca oynamak nasıl bir duygu?

F.K.: Tiyatro eğitimimi Fransa’da, Lyon Bölge Konservatuvarı ile Paris Konservatuvarı’nda aldım. Ayrıca bir yıl Ulusal Sirk Sanatları Merkezi’nde (CNAC) eğitim gördüm. Burada oyunculuk eğitimi almış olmayı hayatımda kendim için yaptığım en iyi şey olarak görüyorum ve Fransızca oynamaktan müthiş zevk alıyorum. Çünkü iki dünya barındırıyorsunuz içinizde, o seslerin size dokunuşu, tınısı gerçek bir keyif. Fransızca oynarken bambaşka bir his ve dürtüler dünyasıyla cebelleşirken, Türkçe’de bambaşka bir dünyanın içinde oluyorum.

(…)

-Oyunda belgesel görüntüler ve anekdotlar da kullanıyorsunuz.. Sahneye IŞİD’in tarihi eserleri yok edişi yansıyor ya da sözünü edip gösterdiğiniz Ölü Kız Lahdi çok etkileyici. Bu seçki nasıl oldu?

S.E.: Görüntüleri Fransız video sanatçısı François Roman ve genç Türk sanatçı Mümin Güven ile birlikte seçtik. Ölü Kız Lahdi bölümünüyse, arkeolog Rüstem Aslan’ın anlattığı gerçek bir hikayeden esinlenerek yazdım. Lahdin aslı Çanakkale Müzesi’ndeki Poliksena Lahdi ama ben oyunda öyküyü biraz değiştirdim.

Fehmi Karaarslan ile Türkiye’de ve Fransa’da tiyatro üzerine..

Söyleşinin tümünü CNN Türk’ün 26 Ekim 2017 tarihli yayınından, yine benim imzamla okuyabilirsiniz.

Fehmi Karaarslan

-Sizin için bir ayağı Türkiye’de, diğeri Fransa’da diyebilir miyiz?

Evet. Özellikle bu oyundan sonra daha çok gidip gelmeye başladım. Lyon’da birlikte okuduğum arkadaşlarla bir tiyatro kurmuştuk, Le Spoutnik diye. Human Profit diye bir oyun yaptık, Avignon’da 2009’da tüm yaz kapalı gişe oynadı. 2010 itibariyle Türkiye’deydim. Muhteşem Yüzyıl zamanı, yani 2010-13 arası pek kıpırdayamadım. Ama çok oyun yaptım, Human Profit’i üç sezon Türkiye’ye götürdük. Türkiye’de şehir tiyatrosuyla ortak işler gerçekleştirdik. Fransa’dan hocaları götürüp work shop’lar düzenledik. Bağımsız tiyatrolarda çalıştım, Laçin Ceylan’la, Erkan Can’la oyunlar oynadık.

-Dizi mi yoksa tiyatro oyunculuğu mu tercihiniz?

Tabii ki tiyatro! Oyuncunun er meydanı derler ya, öyle.. Orada yetişiyoruz, orada büyütüyoruz içimizdeki dünyayı, oyunculuğu, yaratıyı.. Sonra onu istediğin biçime, diziye, sinemaya evirebilirsin. Zaten bakınca birçok büyük, usta oyuncu eski tiyatrocu. Dizi oyunculuğu tiyatro kültürünün gelişmediği ülkelerde biraz sistemi ele geçiriyor. Gerçek oyunculuğun o olduğu düşünülüyor ve tek bir gerçek oyunculuk biçimi vardır zannedilerek onun üzerine akım geliştiriliyor. Bu, tiyatroya zarar veren bir şey.

-Tiyatro dünyası açısından Fransa ile Türkiye arasındaki başlıca farklar ne?

Fransa’da oyun bir başlıyor, haftada beş, ayda yirmi gösteri, üç ay süren turneler vs. Türkiye’de alternatif sahnelerin de tıpkı şehir ve devlet tiyatroları gibi kendi sadık seyircisi var ama yirmi milyona yaklaşan nüfusuyla İstanbul’da alternatif sahnelerde sahnelenen oyunların on sezon sürmesi gerekirdi. Çünkü 40-50 en fazla 80-100 kişilik salonlarda oynuyorlar. Bazen haftada bir oyunla seyircini bir, hadi bilemedin iki sezonda bitiriyorsun ve ikinci sezonda yeni bir şey yapman gerekiyor. Fransa’da hiç televizyona çıkmamış aktörleri sokakta tanıyıp imza istiyor insanlar. Tiyatro kültürünün yerleştiği bir ülke burası. Bizde kaç kişi tanır devlet tiyatrosu oyuncularını? O, eğer bir dizin varsa olur. Bir de Fransa’da ‘intermittent du spectacle’* denen bir sistem var ki sanatçıların başlıca desteği. (…)

*‘Intermittent du spectacle’ kavramı Fransa’da sinema, radyo, tiyatro dünyasındaki şirketlerde belirsiz aralıklarla çalışan teknisyen ya da sanatçılar için kullanılıyor. Bu tanıma uyan çalışanlar çalışmadıkları dönemlerde bir çeşit ‘işsizlik yardımın’na tabi tutulup, ücretlendiriliyor.

Paris’teki Ulusal Göç Müzesi’nden ve oyun girişindeki sergiden fotoğraflar:

Paris göç müzesi.. @Aslı Ulusoy-Pannuti

Oyun girişindeki sergiden. @Aslı Ulusoy-Pannuti

Sergiden. @Aslı Ulusoy-Pannuti

Comments are closed.