Skip to content

Fransız neyzen Adrien Espinouze ve öğrencilerinden ‘Türk tasavvuf müziği’ konseri!

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Fransız neyzen Adrien Espinouze ve öğrencileri 23 Haziran Cumartesi akşamı verdikleri ‘Türk tasavvuf müziği’ konseriyle Paris seyircisinin karşısındaydı. On yıldır Paris’teki Mevlana Kitabevi’nde ney dersleri veren Espinouze aynı konseri yine öğrencileriyle, bu kez Konya’da vermek istiyor.

Bu konuya ilişkin TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu Hayatın Sesleri programına, 27 Haziran 2018 tarihinde geçtiğim haberi aşığıdan dinleyebilirsiniz:

Konserden örnek kayıt dinlemek isteyenler için:

Adrien Espinouze @Aslı Ulusoy-Pannuti

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Paris’te yerel müzik konserleriyle bilinen Mandapa Kültür Merkezi’ndeyiz. Adrien Espinouze’un kimi Arap, kimi Türk, kimi Avrupa kökenli öğrencileriyle verdiği konserlerden sonuncusu seyredeceğimiz. Konserin ilahilerini seslendiren üç erkek koristten ikisi Paris Türk Müziği Korosu’ndan gelme. Espinouze’un erkek korist tercihinin nedeni ilahilerin gelenek olarak erkekler tarafından okunması. Bendirdeki iki kişiden biri ise, yine Espinouze’un kurduğu Sultan Veled Topluluğu’nun vurmalı çalgılar müzisyeni: Antoine Morineau. Repertuvar mı? 13. yüzyıldan 20. yüzyıla yayılan bir yelpazede Türk tasavvuf müziğinin ürettiği, çoğunun bestecisi anonim ilahiler ile saz eserleri.. Bununla birlikte neyzen Süleyman Erguner (1902-1953) ile yine onun aynı isimli torunu neyzen Süleyman Erguner’in birer bestesi de repertuvara dahil edilmiş. Konserin bir bölümünde solist Kadir Cumaeker’in okuduğu parça ile kimimiz çocukluğunun, gençliğinin radyo, televizyon kayıtlarına dönüyor; kimimizse henüz keşfettiği bu müzikle yeni dünyalara kanatlanıyor. Seyircilerden Pierre Yves Quehe, “Gerçek bir keşifti benim için” diyor. “Çok güzel, çok dinamik, çok çeşitlilik gösteren bir müzik!”

Paris’ten sonra Konya!

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Adrien Espinouze da, “Çok iyiydi” diyor konser sonrası. “Öğrenciler tüm parçaları geleneğe uyarak ezberden, bir buçuk saat boyunca hatasız çaldılar. Gelecek konserimizi Konya’da vermek isterim. Öğrencilerimi Konya’ya götürmeyi, oradaki arkadaşlarımla konuşup bir şeyler yapabilir miyiz, görmeyi istiyorum. Bu müziğin hala var olmasından, yaşamasından çok memnunum.”

Adrien Espinouze, konser provasından. @Aslı Ulusoy-Pannuti

Adrien Espinouze’un neyle tanışma hikayesi ilginç. Konservatuvardaki klasik Batı müziği eğitiminden sonra Paris Sorbonne Üniversitesi’nde Müzikoloji okuyan, yıllarca saksofonuyla caz müzik yaptıktan sonra bir gün sıkılıp başka ülke müziklerine yönelen Espinouze’un arayışı onu Hindistan, İran, Türkiye, Ermenistan müziğiyle buluşturmuş. Sonunda 2001 yılında bir gün kendini Paris’te, Türk müziği enstrümanları satan bir mağazada, elinde bir neyle bulmuş. Sonrası Kudsi Erguner’in Mevlana derneğindeki ney derslerini, Süleyman Erguner’i, Konyalı ney yapımcısı, neyzen Ali Erol’u ve başta Türkiye ile Fransa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde verdiği konserleri getirmiş hayatına.

Önce ‘icazet’!

Peki Paris’te ders vermeye başlaması nasıl olmuş? “Bir gün Mevlana Kitabevi dikkatimi çekti, enstrümantal kasetler vardı burada. Kitabevinin sahibi Aziz Kaya ders vermem için birkaç yıl ısrar etti. Kabul etmiyordum çünkü eskilerde ‘icazet’ diye bir şey vardı, bir çeşit ahlaki izin. Sonunda Aziz bir gün Kudsi Erguner’i arayıp bu izni istedi. O da, ‘Adrien iyi çocuk, ders verebilir’ demiş. Böylece başladım derslere.”

Provadan. @Aslı Ulusoy-Pannuti

Kimler gelmiş derslere? “Herkes ve hiç kimse! Meraklılar vardı, bazısı ise neden geldiğini bilmiyordu. Başlangıçta çok Türk vardı, Fransız yoktu. Şu an ise neredeyse hiç Türk yok.” Neden? “Çünkü hepsi göç kökenli çok sayıda Türk kültürel özdeşleşme amacıyla geliyordu, bazısında ise dini bir neden vardı. Neyi hiç tanımıyorlardı. Bu duyguyla gelenlerin büyük bölümü devam etmedi. Kendi kökenlerini, kültürlerini bulmaya geliyorlardı ama bir kere ben Türk değilim, benimle bu olmuyordu. Bir de bu müziği 15 yıl önce kimse tanımıyordu, popüler bir müzik değildi, eskimiş sayılıyordu. Şimdi ise bir sufi ‘boom’ var.”

Önceki öğrencilerinin bazısında ciddi bir kafa karışıklığı olduğunu da vurguluyor Adrien. “Tasavvuftan, Mevlana’dan, neyden söz edildiğini duymuşlar, Elif Şafak okumuşlar mesela. Eleştirmiyorum, neden olmasın? Neye bu nedenlerle gelirsin, sonra kendini geliştirirsin. Tüm müziklerde olduğu gibi.” Peki din değiştirenler geliyor mu derslerine? “Evet” diyor. “Ama radikal tipler asla buraya gelmiyor çünkü ‘Müzik yasak’ diyor onlar. Kuran’da böyle bir yasak yok ama radikaller buna inanıyor.”

“Ben bir sufi şeyhi değilim!”

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Tasavvuf, Mevlevi müziği deyince, felsefi sohbetlerin derslere dahil olup olmadığını merak ediyorum. Adrien’in bu konudaki yanıtı ve tavrı net: “Ben bir sufi şeyhi değilim. Bu konuda konuşabilmek için hiçbir meşruiyetim yok. Tamamen akademik anlamda bazı referanslar verebilirim, o kadar.. ‘Rumi neyden nerede söz ediyordu?’ dersen, Rubayat’tan söz ederim mesela. Ama bir insanın ruhani hayatına müdahale konusunda asla cüret etmem. Bunu yapmak için ne iznim var ne de hakkım. Üstelik tehlikeli de, bir insana istemeden kötülük edebilirsin.”

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Adrien Espinouze’un haftada bir akşam Mevlana Kitabevi’nde verdiği derslere şu an altı öğrenci düzenli olarak, bir öğrenci ise Strazburg’daki üniversite eğitimi nedeniyle zaman zaman katılıyor. Derslerinde çok dikkat ettiği şeylerin başında ‘kendisi nasıl öğrendiyse öyle öğretmek’ geliyor, yani ‘sözlü geleneğe uymak’! Bu nedenle ritimle ve notasız başlıyor derslere. Konserde notasız çalmak da başlıca şartı. Partisyonları sadece parçaları ezberlemek ve gelecek kuşaklara bırakmak için kullandıklarını vurguluyor. “Türkiye’de maalesef konserler nota masası ve notayla veriliyor. Sözlü gelenek düşüşte. Tasavvuf müziğinin partisyonla verilmesini yazık buluyorum.” Peki neden böyle bir eğilim doğmuş? “Bu müzikle kimsenin ilgilenmediği bir dönemde yeniden doğmasını sağlamak için notalar kullanıldı. Bir sürü insan ‘15.-17. yüzyıl müziği yazılıydı’ diyor. Bu bir yanlış! Evet, Dimitri Kantemir ve Ali Ufki belli bir dönemde, İstanbul’da bulundular ve müziği notaya aktardılar. Sultan her yerden sanatçıları getirtiyordu çünkü. Ama belli bir dönemde vardılar. Tüm Osmanlı müziğini bu iki kişiye indirgemek çok yanlış. Bu müziğin nasıl çalındığını da bilmiyoruz. Cumhuriyetten hemen önce ise notalama başlıyor. Türk sanat müziği için de geçerli bu. İstanbul’un ilk belediye konservatuvarı Darülelhan’da notalama yapılıyor, dini müziği de notalandırıp yayımlıyorlar. Notalama önemli ama Türk müziğinin tamamen notalı olduğunu düşünmek yanlış.”

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Adrien Espinouze’un ders almadığı ama büyük hayranlık duyduğu neyzenlerin başında Süleyman Erguner geliyor. Zaten Erguner’le sürekli bağlantı halindeler. Onun daveti üzerine bir de konser vermiş İstanbul’da. Erguner de Paris’teki derslerine ve konserlerine gelip, öğrencileriyle bire bir ilgilenip destek vermiş. Konyalı ney yapımcısı, neyzen Ali Erol da çok saygı ve hayranlık duyduğu isimler arasında. Her ikisi için de, “Tek bir kuruş almadan, tamamen gönüllü geldiler” vurgusunu yapıyor.

Türkiye’yi çok sevdiğini söyleyen, İstanbul ve Konya’da, Azerbaycan, Mısır, Fas, Tunus, Belçika, Almanya, Özbekistan, Yunanistan, İngiltere ve çeşitli Ortadoğu ülkelerinde konserler veren Fransız bir neyzen şaşırtıyor mu insanları? “Hem evet hem de hayır” diyor. “Fransız olup olmamak değil, müzik aşkı söz konusu olan ama Türkiye’de, ‘Ney bir Fransız’dan öğrenilmez’i de duydum, tam tersine Süleyman Erguner ile Ali Erol gimi isimlerden müthiş bir destek de buldum. İkisinin de nasıl cömertçe destek verdiklerini kesinlikle söylemeliyim.”

Adrien Espinouze kimdir?

@Aslı Ulusoy-Pannuti

Adrien Espinouze ney eğitimine ünlü neyzen Kudsi Erguner’in Paris’teki Mevlana Derneği’nde başlamış. 2006’da Sultan Veled Topluluğu’nu kuran Espinouze, topluluğu aracılığıyla Türkiye coğrafyasındaki tasavvuf müziği repertuvarının zenginliğini ve çeşitliliğini sunmayı amaçlıyor. Ahmed El-Kheligh yönetiminde Fas tasavvuf müziği yapan Ibn Arabi topluluğuyla ve Selin Tenik yönetimindeki Paris Türk Müziği Korosu ile çok sayıda projede yer almış.

Kahire Operası, Paris Şehir Tiyatrosu, Granada Sanat ve Dans Festivali, Paris Belediyesi’nde düzenlenen Ramazan Geceleri, Fes Festivali, Uluslararası Bakü Mugam Festivali katıldığı organizasyonlar arasında. Avrupa’daki Türk derneklerince, ‘Türk tasavvuf müziğini tanıtma’ amacıyla sık sık davet ediliyor. Mevlana Celaleddin Rumi’nin 800. doğum yıldönümü nedeniyle İstanbul Belediyesi’nce 2007’de düzenlenen Uluslararası Neyzenler Toplantısı’na Süleyman Erguner tarafından davet edilmiş. Ciddiyeti ve müzikal geleneklere bağlılığıyla bilinen müzisyen, Konya’daki Mevlevi topluluğuna kabul edilip törenlerine katılan ender Avrupalı müzisyenlerden biri.

Diğer müzik gelenekleriyle diyaloğa önem veren Espinouze’un Sultan Veled Topluluğu, Şahmakam Özbek Yengi Yol Topluluğu ile Özbekistan’da bir de turne yapmış. Yine yakın zamanda, Royaumont Vakfı’nın desteğini alarak, İngiliz ve Fransız Rönesans müziği yapan müzik grubu L’Achéron ile birlikte ‘Sultan’ın Orgu’ projesini yönetmiş.

Espinouze’un öğrencileriyle…

Soldan sağa: Yasin Aliouat, Najed Benmisaud, Ayşe Örgün, Nur Şerifi @Aslı Ulusoy-Pannuti

Ayşe Örgün, mühendis:

@Aslı Ulusoy-Pannuti

“Neyle tanışmam daha çok annemin kasetten dinlediği ilahilerle oldu, televizyonda da duyardık tabii. Paris Türk Müziği Korosu’na korist olarak katıldığımda Adrien’le tanıştık ve gitgide enstrüman öğrenme isteği doğdu içimde. Ney derslerinde dördüncü senem, hocamızla ise ilk konserim. Neydeki en büyük güçlük ritim ve ilk sesi çıkarmak. Tabii sonra o sesi geliştirmek, çalışmak lazım; birkaç ayımı aldı gereken sesi bulmak. Çok ilgi isteyen bir enstrüman, birkaç gün bıraktığınızda hemen gerileyebiliyorsunuz. Adrien’le çok sayıda büyük ustayı öğrendik, öğreniyoruz: Aka Gündüz Kutbay, Süleyman Erguner, Sadrettin Özçimi, Ahmet Şahin, Nezih Uzel, Hafız Burhan, Kani Karaca.. Kulağımızı onlarla geliştirmemiz şart. Hocamıza burada ders verdiği, paylaştıkları, sabrı ve samimiyeti için teşekkür etmek isterim.”

Nur Şerifi, Tunuslu anne ile Cezayirli babanın kızı, öğretmen:

@Aslı Ulusoy-Pannuti

“Altı yaşında konservatuvara girdim, viyolonsel ile.. Klasik müzik eğitimi aldım. Büyüyünce gitara yöneldim. Neyi uzun süredir biliyorum çünkü klasik Arap müziğinde ney var. Türk neyini ise Rumi ve Mesnevi ile tanıdım. Dini ezoterizm ve İslami müzikle yani tasavvufla özel olarak ilgiliyim. Türkiye’ye ailecek seyahatler yaptık, Mevlana’nın türbesini gezdik, arkasındaki ruhani peyzajı keşfettik böylece. Dört yıldır Adrien’den ders alıyorum. Çoğu insan size ney çalmanın en zor tarafının ‘nefes’ olduğunu söyleyecek ama ben ‘ciddiyet, titizlik’ diyeceğim. Yani sürekli çalışmanız gerekiyor. Uzun bir nefes ve ritim şart. Derslerin en güzel tarafı sanırım Adrien’in ney çalışını dinlemek. Onun gibi iyi bir neyzeni dinlemek beni alıp götürüyor. Türk neyi ile Arap neyi arasındaki en büyük fark, Arap neyinin daha ritimli, hızlı ve aksak oluşu. Türk neyi ise tüm zamanı ve mekanı dolduruyor. Sabrı için Adrien’e müteşekkirim.”

Vija Klava, Letonyalı, hemşire:

“Neyi Paris’teki sufi ortamında tanıdım. Kafamı kurcalıyordu, sonunda Eylül 2017’de Konya’ya gittim. Konya ile bağlantımı sürdürmek isterken Paris’teki Mevlana Kitabevi’ni keşfettim. Ney dersleri olduğunu öğrenince ders almaya karar verdim. Konya’da ilgimi çeken sema görmekti. Daha önce İstanbul’da bir sunum seyretmiştim, biraz turistikti. Letonyalı’yım, son bir yıla kadar İslam’la hiçbir ilgim yoktu. Neyden de haberdar değildim, tamamen bir keşif benim için. İnsanın içini titretiyor; ruha, kalbe dokunuyor bu müzik. Yavaş yavaş bu müziğin büyük isimlerini de keşfediyorum. Eylülde tekrar Konya’ya gitmek istiyorum, bu kez festival için. Ney derslerine başlayalı bir yıl bile olmadı, o nedenle konserde yer almayacağım.”

Kader Kandemir, bir şirkette insan kaynaklarında asistan:

@Aslı Ulusoy-Pannuti

“Neyi Türkiye’den biliyorum. Annem babam Denizlili ve her yıl gidiyoruz. Babam saz çaldı hep, yani müziğin içindeydik ama ailemde ney dinlenmezdi. Son on yıldır ise Türkiye’de ney çok dinleniyor. Sonra Konya’yı keşfettim, sufizm, Mevlana ve ney.. Adrien’in derslerine son katılan kişiyim, iyi bir ritmim olduğu için Adrien konserde neye bendirle eşlik etmemi istedi. Okulda hep flüt çalmıştım, müzikle hep ilgiliydim, şimdi ney dersleri almamdan ailem çok mutlu.”

Najed Benmisaud, Cezayir asıllı, ecza sektörü çalışanı:

@Aslı Ulusoy-Pannuti

“Türk neyini tanıyordum, TV kanallarından duyuyordum. Cezayir’de Arap neyi var, benziyor ama tamamen aynı değil. Mart 2016’dan beri ders alıyorum. Sufizm ve sufi müziğini aynı anda keşfettim. Bana çok dokunan bir enstrüman ney. En güzel tarafı meditasyona açması, alıp götürmesi insanı. Teknik olarak en zor tarafı ise nefesine hakim olabilmek. Çok inatçı, sabırlı olmak, iyi örnekleri çok dinlemek gerekiyor. Evde eskiden de ney dinlerdim ama Adrien sayesinde Süleyman Erguner’i, Kudsi Erguner’i keşfettim. Türkiye’yi çok seviyorum. Daha önce İstanbul’a gittim, Konya’ya da gitmek istiyorum.”

Konserdeki koristlerle…

Soldan sağa: Kadir Cumaeker, Mehmet Duman ve Kamel Zerruk @Aslı Ulusoy-Pannuti

Kamel Zerruk: “Müzik Türkçe’de ilköğretmenim oldu.”

“Cezayir asıllıyım, Türkçe biliyorum. Türkçe öğrenmeye Türk Sanat Müziği, ilahi ve pop müzik dinleyerek başladım. Benim Türkçe’deki ilköğretmenim müzik oldu yani. Koroda şarkı söylemeye başlamamsa yine Cezayir’deki bir dernekteydi, Arapça ve Batı müziği söylüyorduk. Liseden sonra Paris’e üniversite eğitimi için geldim. Türkiye’ye ise Erasmus’la master hazırlamak için gittim ve Boğaziçi Üniversitesi’nin korosuna girdim. Alaaddin Yavaşça ile Bekir Sıdkı Sezgin’in öğrencisi olmuş Gönül Paçacı üniversitenin sanat müziği korosunu yönetiyordu. Bir konser verdik ve çok sevdim. Şu an Selin Tenik yönetimindeki Paris Türk Müziği Korosu ile Türk müziğine devam ediyorum. İlahiler, Türk Sanat Müziği’nden usul, makam anlamında çok farklı; Ceyazir’deki dini müzikten de… Kuzey Afrika’daki ilahilerde daha çok Endülüs musikisinin makamlarını kullanıyoruz. Ney, ud ve bendiri de ama ney sizin dini müziğinizdeki kadar hakim değil bizde.”

Kadir Cumaeker: “Aslında sazendeyim.”

“Burda doğma büyümeyim. Önceden bu müzikten hiç haberim yoktu, biraz Fransız, biraz rap dinliyordum. 2007’de Diyanet’in uluslararası ilahiyat programına katıldım, amacım Türkçe’mi geliştirmekti. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Fatih Koca ile tanıştım, ney üflemeye başladım. Ana sazım neydir, ara sazım ise ud. Uda biraz da sesimi kullanabilmek için başlamıştım ama hanende değil, sazendeyim. Bu konserde hanende olma fırsatımız oldu. Adrien ile birkaç yıl önce, Türk kültür günleri sırasında tanışmıştık. 2016’da Fransa’ya döndüm ve Adrien’le ney çalışmaya başladım. Daha önce hiçbir konserde solo söylememiştim, benim için ilk.”

Mehmet Duman: “Adrien sayesinde 1300-1400’lere gittik.”

“15 yıldır Paris’teyim ve Türkiye’deki üniversite yıllarımdan beri müziğin içindeyim. Son birkaç yıldır Paris Türk Müziği Korosu’nda koristim. İlahiler Türk Sanat Müziği’nden çok farklı. Bir kere ruhani bir müzik, dünyevi şeylerden vazgeçip ilahi aşktan söz ediyorsunuz. Daha önce hiç ilahi söylememiştim ve konser repertuvarında yer alanlar bildiğim ilahiler değildi. Adrien sayesinde 1300 – 1400’lere gittik, Abdülkadir Meragi’yi tanıdık, çok sevdik. Devam etmek isterim.”

Comments are closed.