Skip to content

Paris’te Sedef Ecer gecesi!

Sedef Ecer ve tiyatrocu arkadaşları. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Küçücük yaşlarında Yeşilçam’da ve tiyatroda başladığı kariyerine 30 yıldır Paris’te devam eden, oyunları çok sayıda dile çevrilen, 2014’te Unesco’nun Yaratıcı Kadınlar Sözlüğü’ne giren tiyatrocu Sedef Ecer adına Paris’te bir gece düzenlendi.
“Doğrudan işlemesem de İstanbul hep kafamda” diyen Ecer’in oyunlarından kısa filmlerin gösterildiği, parçaların okunduğu, şarkıların çalınıp söylendiği gecede Ecer’e, sanatçı hakkında, “Olağanüstünün, harikuladenin hiç uzak olmadığı masal tadında piyesler yazan bir çağdaş Şehrazad” tanımını kullanan tiyatro araştırmacısı, öğretim üyesi ve gazeteci Marjorie Bertin sorularıyla eşlik etti.
Geceye katılanlar arasında Ecer’in sesini çok sevdiğini söylediği müzisyen Gülay Hacer Toruk da vardı.

Bu habere ilişkin, TRT Türkiye’nin Sesi Radyosu Hayatın Sesleri programında, 7 Mart 2017 tarihinde canlı yer alan program kaydımı ise aşağıdan dinleyebilirsiniz:

Gece öncesinde Ecer’le Paris’teki evinde konuştum. CNN Türk’ün 3 Mart 2017 tarihli internet yayınında yayımlanan söyleşinin tümünü okumak isterseniz tıklayın. Aşağıda ise, söyleşiden kesitler ve artı fotoğraflar bulacaksınız.

e-mülteci.com oyununda başrolü oynayan Estelle Meyer, gecede oyundan kesitler okudu. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

-Oyunlarınızı Fransızca yazıyorsunuz..

Evet, 2008’den beri bütün oyunlarımı Fransızca yazdım ve turnede üstyazıları yapmak için Türkçe’ye çevirdim. Diline çok güvendiğim, eski arkadaşım İzzeddin Çalışlar’la çeviririm hep.

-Türkiye’de de sahneliyorsunuz. Seyirciden gelen duygu anlamında fark oluyor mu?

Aynı duygu gibi geliyor bana. Mesela ‘Kenardakiler’i Fransızca oynadık, sonra onu Türkçe üstyazıyla Türkiye’ye getirdik ki, düşünün seyircinin yukarı bakıp tercümeyi takip etmesi çok zordur, buna rağmen seyirci çok sıcaktı. Oyun, Muhsin Ertuğrul’da 700 kişilik salonda iki gece üst üste ve Fransız Kültür Merkezi’nde oynandı, okundu; aşağı yukarı aynı tepkiler geldi. Ama bazen belki bir parça daha sıcak Türk seyircisi. Bir de bazılarında sempati de oluyor, oyunları Fransa’da oynanan yazar diyerek heyecanla gelebiliyorlar.

-Sizin için ‘Acıyla mizah yapıyor’ diyorlar. O nasıl oluyor?

O benim içimde olan bir şey, biz Türkler’de var. En acıklı anlarda gülmeye başlarız; cenazelerde güler, düğünlerde ağlarız. Ben bebekliğimden itibaren Yeşilçam ortamında, tiyatroda yetiştim. Yeşilçam’ın şahane, pudralı kadınlarının kucağında büyüdüm. Hepsi çok büyük starlar! Onların hepsinde de vardır bu, bir sahnede ağlar, bir sahnede gülerler ve çok da mantıklı değildir Yeşilçam. Bayılıyorum o melodram havasına! Öyle olunca da zaten trajediyle komedi bir arada gidiyor, aynı hayat gibi. Bir de benim kompleksim hiç yok: Entelektüel görüneyim, ağır durayım, aman komedi yazmayayım gibi. Tam tersi, ne kadar gülerlerse o kadar mutlu oluyorum. Kendim oynarken de bırakıyorum, nereye giderse…

-e-mülteci.com’a seyirci tepkisi nasıldı?

Türkiye’de de Fransa’daki gibi çok uzun süre ayakta alkışlandı. Fransa’daki daha bitmiş bir versiyondu bence. Çünkü Türkiye’de kafamda bazı şeyler net değildi, orada yaşamadığım için beş haftada her şeyi yoluna koyamadım ama Türkiye’de de harika bir ekip tarafından taşındı metin. Oyundaki üç kadını hep aynı oyuncu oynuyor. Fransa’da Estelle Meyer, Türkiye’de ise Meltem Cumbul oynadı. Bu arada İstanbul Tiyatro Festivali’ne çok teşekkür etmek isterim, oradaki prova dönemi olmasaydı, Fransa’da çıkmazdı bu oyun. Üstelik Fransa’da bir devlet sahnesine girdik ki, çok önemlidir burada.

Szussanna Vàrkonyi’nin gecede söylediği şarkıyı dinlemek isterseniz:

Geceye şarkılarıyla katılan Macar oyuncu Zsuzsanna Vàrkonyi. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

-Son oyununuz ‘Lady First’ için antik çağlardan günümüze kadın ve iktidar ilişkisi üzerine çok çalışmışsınız. Nedir bu iktidarla kadın arasındaki sakat ilişki?

Benim oyunumdaki kadın bir first lady, kendisi politikacı değil ama ‘güçlü adamları seven kadınlar’ diye bir şey var biliyorsunuz, para ve mevkiye düşkün kadınlar. Sinema partilerinde de vardır bu, Cannes’da mesela.. Genç, güzel giyinmiş kadınlardır onlar ve bakıp anında anlarlar güçlü erkekler hangileri. Bu tip bir kadın benim first lady’m. Tabii çok başarılı ve hırslı politikacı kadınlar da var ve kadınlar hiçbir zaman erkeklerden daha masum değiller. Erkekler ne kadar kötüyse kadınlar da o kadar kötü, erkekler ne kadar iyiyse kadınlar da o kadar iyi. Ben hiçbir zaman kadın karakterlerimi gül gibi, iyi, anaç, pamuk tipler gibi göstermedim. Anneler Günü’nde de ‘bütün anneler melektir’ gibi laflara sinir olurum. Neden bütün anneler melek olsun, bir sürü faşist adamı yetiştiren anne var! Benim komedisini çıkartmak istediğim kadın tipi, yola hiçbir şeyiyle çıkmamış fakat güçlü erkeklere hep yanaşmak istemiş bir kadındı. Seneler geçtikçe parayla, mevkiyle, pohpohlanmayla, iktidarla böyle bir kişilik oluşmuş. Yoksul bir ortamdan geliyor. Çok alt mahalleden gelip ‘grande dame’ (hanımefendi) havalarında.. Ama olmuyor tabii, hemen çıkıyor gerçekte ne olduğu.

Sedef Ecer Lady First’ten kesitleri oyuncu arkadaşı Olivier Ruidavet ile okudu. Fotoğraf: Aslı Ulusoy-Pannuti

Comments are closed.